Sınavları Kaybettim, Kendimi Değil !
- 6 dakika önce
- 3 dakikada okunur
Okuma yazmayı dört yaşında öğrendim. O yaşlarda elime ne geçerse okurdum; gazetelerin köşe yazılarını, reklamları, prospektüsleri, marketteki ürünlerin üzerindeki açıklamaları, hatta gıda ambalajlarının muhteviyatlarını…
Belki anlamını bilmediğim kelimeler vardı ama okumaktan büyük bir keyif alıyordum. Öğrenmek benim için hiçbir zaman yalnızca okulda yapılması gereken bir görev olmadı. Merak etmek, araştırmak ve yeni bir şey öğrenmek hayatımın çok erken dönemlerinde karakterimin bir parçası olmuştu.
Okul hayatım boyunca başarılı bir öğrenciydim. Öğretmenlerimin takdir ettiği, karnesinde başarı belgeleri eksik olmayan çocuklardan biriydim. Bu yüzden ilk büyük sınavlarıma girerken doğal olarak kendime güveniyordum. Fakat hayat, başarı ile beklentinin her zaman aynı noktada buluşmadığını bana oldukça erken öğretti.
Anadolu Lisesi sınavını kazanamadım.
Belki de hayatımdaki ilk ciddi hayal kırıklıklarından biriydi. Ancak eğitimime iyi bir ortaokulda devam ettim. Çalışmayı bırakmadım. Takdir ve onur belgeleri almaya devam ettim. Çünkü bir sınavın sonucunun, benim öğrenme isteğimden veya geleceğe dair beklentilerimden daha büyük olmasına izin vermedim.
O yıllarda ise çok daha büyük bir hayalim vardı: Deniz subayı olmak.
Üniformasıyla, disipliniyle, temsil ettiği değerlerle benim için sıradan bir meslek tercihinden çok daha fazlasıydı. Kendimi yıllarca o dünyanın içinde hayal ettim.
Heybeliada'da askerî lise sınavına girdim.
Onu da kazanamadım.
Bir çocuk için hayalini kurduğu geleceğin bir sınav sonucuyla değişmesi kolay değildir. Ama bugün geriye baktığımda fark ediyorum ki hayat bana daha o yaşlarda önemli bir şey öğretiyordu: İnsan her istediğine ulaşamayabilir; fakat ulaşamadığı şeylerin kendisini tanımlamasına izin verip vermemek kendi elindedir.
Yoluma devam ettim.
Halk arasında "Süper Lise" olarak bilinen, yabancı dil ağırlıklı lisede okudum. Yine başarılı bir öğrenciydim, yine çoğunlukla takdir belgeleriyle geçen yıllarım oldu. Dershanedeki deneme sınavlarında yüksek puanlar alıyordum. Bu kez önümde başka bir hedef vardı: İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği.
Çalıştım. Hayal ettim. Kendimi orada görmek istedim.
Onu da kazanamadım.
Bugün bu üç sonucu arka arkaya yazdığımda ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor:
Anadolu Lisesi olmadı.
Askerî lise olmadı.
İTÜ olmadı.
Bir insanın hayat hikâyesi yalnızca gençlik yıllarındaki sınav sonuçlarından yazılsaydı, belki benim hikâyeme “başaramadı” denilebilirdi.
Ama hayat sınav sonuçlarından çok daha uzunmuş.
Ben hiçbirinde kimseyi suçlamadım.
Sisteme küsmedim.
Ailemi, öğretmenlerimi, çevremi sorumlu tutmadım.
“Ben aslında çok iyiydim ama…” diye başlayan cümlelerin arkasına saklanmadım.
Elimden geleni yaptım.
Sonra önümdeki yola baktım.
Okumaktan vazgeçmedim.
Çok yönlü hayatla, orta üstü bir öğrenci düzeniyle mühendis oldum. Öğrenmekten vazgeçmedim. Sahada çalıştım. Teknik problemler çözdüm. İnsanlardan öğrendim. Hata yaptım, yeniden denedim. Sorumluluk aldım. Yıllar içerisinde yalnızca hesapları ve sistemleri değil; insanı, organizasyonu, bütçeyi, yatırımı, riski ve yönetimi anlamaya çalıştım.
3 milyon m2'ye ulaşan taahhüt ve işletme projelerim sonrasında bugün yüzlerce teknik sürecin, çok sayıda tesisin ve büyük ekiplerin sorumluluğunu taşıyan; mühendislik bilgisini yönetim tecrübesiyle birleştirmeye çalışan bir yöneticiyim.
Üniversitelerde ve sektörel organizasyonlarda deneyimlerimi gençlerle ve meslektaşlarımla paylaşabiliyorum.
Tesis yönetimi, mühendislik, bakım, enerji, insan ve organizasyon üzerine yazıyor; öğrendiklerimi kalıcı hale getirmeye çalışıyorum.
Bir zamanlar eline geçen her yazıyı merakla okuyan o dört yaşındaki çocuk, bugün kendi yazılarını ve kitap çalışmalarını üretiyor.
Ve belki de hikâyenin en güzel tarafı burada.
Çocukken kazanamadığım sınavları artık birer yenilgi olarak görmüyorum.
Çünkü Anadolu Lisesi sınavını kazanamamış olmam çalışkanlığımı elimden alamadı.
Askerî liseyi kazanamamış olmam disiplin duygumu yok edemedi.
İTÜ'yü kazanamamış olmam mühendis olmama engel olamadı.
Demek ki bazı hedeflere ulaşamamışım ama o hedeflere yürürken kazandığım özellikleri hayatım boyunca taşımışım.
Disiplini, merakı, mücadeleyi, öğrenme isteğini ve yeniden başlayabilme gücünü…
Bugün gençliğimdeki halimin karşısına çıkabilme şansım olsaydı, ona sınav sonuçlarını değiştireceğimi söylemezdim.
Bu arada, 40'ından sonra 2 de yüksek lisans tamamladım...
Sadece omzuna dokunup şunu söylerdim:
“Devam et. Bazı hayallerin gerçekleşmeyecek. Bazılarının neden gerçekleşmediğini yıllarca anlayamayacaksın. Ama sen okumaya, çalışmaya ve kendini geliştirmeye devam et. Çünkü bir gün dönüp baktığında, hayatındaki en büyük başarının kazandığın sınavlar değil; kaybettiklerinden sonra ayağa kalkabilme biçimin olduğunu anlayacaksın.”
Benim hikâyem kusursuz bir başarı hikâyesi değil. Olmadı da.
Belki tam da bu yüzden benim.
Bazı sınavları kaybettim.
Ama mücadele etmeyi hiç bırakmadım.
Ve sonunda hayatı, tek bir sınavdan çok daha büyük yaşamayı öğrendim.
Eğer gerçekten mücadele ettiğinize inanıyor ve kendinizi başarısız kabul ediyorsanız bir kere daha düşünün derim...
Sevgiler :)



Yorumlar